Temmuz, 2011 için arşiv

Güneş kavuruyordu

Yayınlandı: Temmuz 31, 2011 / Uncategorized

 

Güneş, tüm kavuruculuğuyla yakıyordu bedenleri. Aşk, tüm şiddetiyle titretiyordu kalpleri. Delikanlı, ‘O’na duyduğu sevginin büyüklüğüyle eriyordu günden güne…

Yazın tam ortasında hiç ürperme gelir mi demeyin, delikanlı yatağında büzülmüş midesindeki garip sancıyla başetmeye çalışıyordu. Her gece olduğu gibi bu gece de rüyasının misafiri ‘O’ydu ve ‘O’nla geçen her gecenin sonunda ayaklarından başlayıp yüzünde son bulan bu garip, garip olduğu kadar acı veren sancı, bu sefer midesinde takılıp kalmıştı, bedeni artık bu acıya dayanamaz olmuştu, isyan ediyordu adeta, ‘O’ ve ‘O’nun sevdası artık delikanlıya ızdıraptı.

Her güne ‘O’nun umuduyla uyanmak… ‘O’nu görecek olmanın hevesiyle koşa koşa gitmek… Ve ‘O’na dokunamamak yine bir gün daha… Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk ne kadar mutsuz ve bedbahtsa, delikanlı da o kadardı işte. İşin tuhafı rüyalarında da ‘O’na hep uzaktan bakıyor, tam elini uzatmışken, ‘O’nun aslında bir hayalden ötesi olmadığını anlıyordu. İronik bir hayatın, bir o kadar trajikomik yansımalarıydı aslında hayatının özeti. Psikolojik bir kanserin son evresi…

Güneş tüm kavuruculuğuyla dünyaya parıldarken, delikanlının sancısı geçmişti. Şimdi kalkmalı ve hergün yaptığı gibi aşkıyla yüzleşmek için hazırlanmalıydı. Kusursuzluğunu ‘O’nla tamamlamalıydı. Aynaya baktı ve ‘O’nu gördü, ‘O’nsuz hayatın, hayat olmayacağını anladı…

Güneş kavuruyordu, zaman gelmişti…

Reklamlar

Çok mu?

Yayınlandı: Temmuz 28, 2011 / Uncategorized

Güneş kızıla dönmüştü, bir gün daha batıyordu yaşananları ve yaşanmak istenip de yaşanamayanları beraberinde götürürken. Güneş kızıldı terk ederken hüzünler şehrini. Ve güneş kızıldı, delikanlının yüreğini terkederken genç kız. Aynı şehrin nefesini alamayacaklarını düşündü sonra. Gidenin arkasında bıraktığı depremlerin enkazını…

Sevginin, aşkın, değer vermenin beş para etmediği hüzünler şehrinde yapayalnız. Elde kalan hayatın anlamsızlığı bir de. Hasret ayazları şiddetlenirken saklanacak kuytu köşe arayışı…

Kalabalıklar içinde yapayalnızdı delikanlı. Kalabalıklardan oldum olası hoşlanmazdı zaten. ‘O’ olsun dünyasında yeterdi, bir ‘O’ olsun… Çok mu istediği, bir şans sadece. Yeni güne uyanmak ‘O’nla, yeni güne uyanmak yaşanmak istenip de yaşanamayanların müjdesiyle. Bir rüyaya dalmak ‘O’nun gözleriyle, sahi olamaz mı?

Çok mu zor birşey istiyor delikanlı? Size soruyor artık…

Çok mu?

Sevgiliye Mektup – 2

Yayınlandı: Temmuz 25, 2011 / Uncategorized

Birine duyulacak sevginin ölçüsü ne olabilir? Birini ne kadar çok sevebilirsin? Ölümüne mesela? Hesapsızca, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi düşünmeden?

Ben seni böyle sevdim işte. Diyordun ki bana, ‘Beni kimse senin kadar sevemez!’ Bence de seni benden fazla kimse sevemez. Anılarda kalan, yaşanan ne varsa, hepsi birden, beni, seni sevmem için daha da güçlendiriyor. Benim hislerimi anladığın ilk anı hatırlıyor musun? Seni bilmem ama benim kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu inan ki…

Her ‘Kısmet’ deyişin, benim için bir umuttu aslında geleceğe taşıdığım, çünkü ben o anı yaşamıyordum sanki, özümsüyordum adeta… Ne yalan söyleyeyim, inanmıştım inadını kıracağıma. Evet benim için bir inattın ve keçilerde bile nadir bulunan bu huyunla sevmiştim ben seni… Seni, sen olduğun için yani.

Sen bir nehir,  bense önünde akıp giden nehirin içinde sana inat güçlü bir filizdim. Senin sayende yeşeriyordum ama aynı zamanda senin güçlü akıntında sana rağmen tutunuyordum hayata…

Coşkun suyuna yenilmedim işte, karşındayım hala. İnadına inat büyüyorum seninle. Bir gün suyun kalmasa bile, ben yine duracağım, yüzümü düşürmeyeceğim. Çünkü köklerim senin derinliklerindedir. İstesen de sökemezsin ya…  Yılmadan umut edeceğim, o ‘Kısmet’ dediğin zamanın gelmesini… Bekleyeceğim ey sevgili…

Hava ‘O’ kokuyordu.

Yayınlandı: Temmuz 21, 2011 / Uncategorized

Hava ‘O’ kokuyordu, ‘O’nu soluyordu adeta delikanlı. Nerde olsa tanırdı bu kokuyu. Şuursuzca bakındı etrafına ‘O’nu görme umuduyla. Cadde o kadar kalabalık ve bir o kadar boştu ki… Asık suratlar denizinde kendini kaybetmek üzereyken, son bir gayretle attı kendini denizin kıyısına. Hava hala ‘O’ kokuyor ya da deniz kokuyordu mis gibi. Hep birbirine benzetirdi zaten bu iki kokuyu. Ne zaman canı ‘O’ istese soluğu deniz kenarında alırdı. Bir kaçış mıydı bu yoksa ‘O’na koşuş mu kararı siz verin en iyisi.

Denizden esen ılık rüzgarı içine çekti delikanlı, hiç bırakmayacakmış gibi nefesini, sanki ‘O’nu içine çekermiş gibi. Vücudunun tüm hücrelerine nüfuz eden havayı ağır ağır bıraktı sonra, bir yenisine başlamadan. Belki de bulmuştu işte ‘O’ olmadan ‘O’nla olmayı. Buydu onun için kestirme yol, buydu ‘O’na çıkan yollar. Ve buydu ‘O’nu, ‘O’nsuz yaşamanın tek yolu. Güneş ‘son bir gayret’ gösterirken yüzünü, delikanlı sıkıca yumdu gözlerini, zamanın akışını durdururcasına. Hava hala ‘O’ kokuyordu…

Güneşini arayan yıldız

Yayınlandı: Temmuz 19, 2011 / Uncategorized

Sıcaktı, çok sıcaktı. Gökyüzündeki yıldızları seyre daldı delikanlı. Çocukken hep düşünürdü onlara ulaşmayı, tutabilmeyi elleriyle. Çocukluk hayallerinin sınırsızlığından faydalanır, uçsuz bucaksız hülyalara dalardı zamanlı zamansız. Zamana yenilip yaş almaya başladığı oranda da aslında hayalleri küçülmeye başlamıştı hesapsız.

Yıldızları düşündü delikanlı. Uçsuz bucaksız bir derya içinde herbiri de aslında ne kadar önemsizdi. Kendine benzetti yıldızları da. Güneş olmadan bir hiçtiler aslında. Değersiz gaz bulutları. Onları parlak yapan güneş, işte hayatının o güneşi ‘O’ ndan başkası değildi. Nefes alan bir hiç…

Hiçlikle varlık arasındaki farkı bilir misiniz? Onu var eden, onsuz yaşayan ve onu o yapan, hayatındaki en değerli varlık ‘O’… Delikanlı için hiçlik de, varlık da ‘O’ndan başkası değildi. Ve ‘O’, onsuzluğu seçmişti. Seçimlerinden ziyade, seçilmeyişleri etkilemişti aslında delikanlının yaşamını…

Ve aslına bakılırsa seçim yapma vakti geldi de geçiyordu. Ama güneşi olmayan delikanlı, karanlık içinde yolunu aydınlatacak güneş arayışından sıkılmıştı artık. Evrendeki bir sürü güneş içinden ‘O’nun yerini tutacak ışık kaynağı yoktu işte.

Tüm gece gökyüzünü izledi delikanlı, sıcaktı, çok sıcaktı. Yıldızlar parıldıyordu. Ve güneşini arıyordu delikanlı gecenin karanlığında…

Gece ve Deniz

Yayınlandı: Temmuz 18, 2011 / Uncategorized

Gecenin karanlığında tek başınaydı delikanlı, yalnızlığıyla başbaşa… Hep onsuz nasıl yaşarım diye iç geçirirdi, işte onsuzdu ve nefes alıyordu nasılsa. Gece deniz korkutucuydu, oldum olası içi ürperirdi zaten gece dalgaların kıyıya vuruşundan. En son o giderken böyle bir his peydah olmuştu, korkuyla endişe karışımı tuhaf birşey, kaybetmekle hiç kazanamamak arası.

Yüreğinin çırpıntısını kendi gibi yalnız bir şarapçının selam vermesi durdurdu bir an bile olsa. Bir es verdi sanki herşeye. Onun kadar yalnız ve onun kadar bedbahttı şarapçı da. Kendi yetmiyormuş gibi onun için de iç geçirdi, böyleydi delikanlı, zaten hayatı başkalarını düşünmekle geçmemiş miydi?

Gün aydınlanıyordu gözünü açtığında kumsalda. Şarapçıdan eser yoktu, kim bilir nerde söndürmüştü feneri. Hafif hafif esen rüzgar yüzünü yalıyordu delikanlının. Ağırca doğruldu, gitme vakti gelmişti…

Dalgalar vuruyordu sahile

Yayınlandı: Temmuz 16, 2011 / Uncategorized

Dalgalar vuruyordu sahile, yüreğine vuruyordu delikanlının. Birden anlamsızlığını düşündü hayatının ‘O’ olmadan. Ne kadar da boştu yüreği ‘O’ gitti gideli. Halbuki hep isterdi onla sahilde dalgaların karaya vururken çıkardığı sesi dinlemeyi. Aslında kendine benzetirdi denizin çakıl taşlarına kavuşmasını. Çok uzaklardan gelip tam kavuşmuşken aniden geri çekilmesini, çok isteyip de kucaklayamamasını. Ya da ‘O’ orada dururken aralarına çekilen setleri. Siz nasıl birşeydir bilir misiniz elini tutabilecek kadar yakınken uzak olmayı?

Dalgalar vuruyordu apansızca ve delikanlı ağlıyordu hesapsızca. Martılara baktı sonra, uçmayı istedi birden. Uzak diyarlara giderse unuturum diye düşündü umutsuzca. Biliyordu unutulmazdı, nereye giderse gitsin ‘O’ gelecekti nasılsa.  Kaçmak nafile bir çaba. Onu görmeden geçecek bir hayatı da düşünemezdi zaten. Bir karar vermeliyim diye düşündü…

Deniz tüm ihtişamıyla delikanlıya bakıyordu, güneş kızdırmıştı kumları. Delikanlı son kez baktı…

Dalgalar vuruyordu sahile, dalgalar yüreğine vuruyordu delikanlının…