Eylül, 2011 için arşiv

Yazmak, kim ne derse desin…

Yayınlandı: Eylül 25, 2011 / Uncategorized

Sevebilmeyi ister insan, neyi olursa olsun…

Hissedebilmeyi ister, görmese de olur.

Yanında olmasını ister sevdiğinin, tutamasa da elini.

Göz ucuyla görmek ister, bakamasa da içine gözlerinin…

Bir dörtlük yazmak ister, saçmalasa da.

Düşünmeden işte, kim ne derse desin.

Yeter ki ‘O’ anlasın diye…

‘O’ okusun diye…

Reklamlar

Tam da bir sene önce…

Yayınlandı: Eylül 11, 2011 / Uncategorized

Senle geçen yıl karşılaştık, tam da bugün, tam bir sene önce. Ama senin haberin yoktu, benim de yoktu aslına bakarsan. Yanımdan öylece geçip gittin. Hoş bir koku geldi burnuma sadece benim. Çocukken, sokakta top oynarken, kan ter içinde bir ordan bir buraya koşuştururken de duymuştum ben bu kokuyu. Evet, evet eminim aynısıydı. Bu benzerlik benim dönüp arkama bakmama neden oldu. Sendin o, çocukken de duyduğum kokunun sahibi kız.

Tam bir sene önce. Arkadaşlarımın yoğun ısrarlarına dayanamadım, o gün evden hiç de çıkasım yoktu aslına bakarsanız. Pazar günlerini oldum olası sevmezdim zaten. Haftanın sonu, bir son olması belki. Sonları sevmem ben. Mesela filmlerin sonunu da sevmem hiç. Kafamda hep yaşatırım karakterleri. Dedim ya son sevmem ben. Neyse, o gün çıkmasam belki de o tanıdık kokuyu bir daha asla duymayacaktım.

Tam bir sene önce. Caddebostan sahili yine gençlisi yaşlısı, şarapçısı, darbukacısı, gül satmaya çalışan çingeneleriyle olağan günlerinden birini yaşıyor. Hava, yazın sonuna gelmemize rağmen (bak bir son daha, sevmiyorum napıyım sonları) tam da bugünkü gibi sıcak mı sıcak. Çimlere uzanmış insanların arasından yürüyoruz, aynı zamanda sohbet de son sürat devam. Ve işte o koku. Sen geçiyorsun yanımdan. Kulaklarında kulaklık, gözlerinde güneş gözlüğü… Film sahnesi gibi net hatırlıyorum. Yanımdan bir yabancı gibi, ki yabancı olmadığını kim söyleyebilir, geçip gidiyorsun. Bense dönüp arkama bakıyorum sadece. O kadar… Tam bir sene önce…

Tesadüf mü dersin? Belki de tesadüf. Kadere inanır mısın? Ben inanırım. Ben aşka da inanırım aslında, kabul, pek de talihim iyi değil ama bir gün benim de talihim dönecek kim bilir? Belki de sen, yine o kokunla, beni bir yerlerde bekliyor olacaksın. Belki de hiçbir şey tesadüf değildir. ‘O anı’ yakalayacağız belki de… Ben bekleyeceğim…

(Yazarın notu: Burda anlatılanlar tamamen kurmaca olup ne geçen sene öyle bir kokuyla karşılaşılmıştır ne de çocukken öyle bir koku duyulmuştur. Sadece hayal edilip kelimelere dökülmüştür. Ama tesadüflerin gerçekleşmesini bekleme inancı gerçektir ve beklenmektedir.)

Anla işte, sana…

Yayınlandı: Eylül 8, 2011 / Uncategorized

Seni sevmek, sevmelerin en güzeliydi bi tanem,

Sana dokunmak, yeniden doğmaktı adeta.

Sen bir çocuğun gülüşündeydin kimi zaman,

Kimi zamansa edilen bir duanın içinde.

Sen varsan güneşliydi kışım,

Ya da yazın sıcağında verdiği haz limonatanın.

Tuttuğum dileklerin baş aktörü, sevdiğim,

Edilen yeminlerin baş kahramanı, sevdiğim.

Sen varsan, her yeni gün bayram benim için,

Sen gelmişsen dünyama, dursun dünya.

Sevdiğim, sen, inan bana…

O gün…

Yayınlandı: Eylül 3, 2011 / Uncategorized

Deniz berrak, berrak olduğu kadar iyot kokuyordu. İçine çekti havayı delikanlı, derin derin soludu. O sırada son nefesini düşündü, acaba bu kadar uzun bir soluk alacabilecek miydi o an? O an geldiğinde ne hissedecekti acaba… Yaşanmışlıklar, isteyip de yaşanamayanlar, içinde ukde kalanlar… Hani derler ya, hayatı film şeridi gibi geçecek miydi gözlerinin önünden, yoksa ölenlerin uydurması mıydı bu tümüyle? Kendi hayatını düşündü, film olabilecek ne vardı ki elinde? Yoksa her hayat kendi içinde filmini mi oynuyordu? Nasıl olur bilmem ama tek şey isterim, hayatıma girmiş en güzel varlık olan ‘O’nun yüzüyle veda etmek bu hayata, ölüm de vız gelir o zaman işte diye geçirdi içinden. Sahi nerdeydi şimdi, kimleydi, acaba unuttu mu tamamen,çıkardı mı hayatından beni…

İyice paranoyak olmuştu ‘O’ gitti gideli. Nerede şu doktorun verdiği ilaçlar! İstemsiz ve isteksiz cebini karıştırdı. Heh, buldu sonunda, kalan bir yudum suyuyla midesine gönderdi ilacı. Birazdan etkisini gösterir, toz pembe olurdu dünyası, zifiri karanlığında hayatının…

Ani gelen dalga ayaklarını ıslattı, kaçamadı, nasıl da soğuktu su. İçini saran üşümeyi bastırmak için sıktı dişlerini. Bu hali o günü hatırlattı birden. ‘O’nu son kez gördüğü yerdeki hali geldi aklına, kovamıyordu işte, böyleydi zihni, ne yapsa olmuyordu.Neyse, o gün, hani ‘O’nun olmaz dediği gün, hani sonsuza kadar yalnız kalacağını anladığı o lanet olası gün… ‘O’nla birlikte hayallerini de bir köşeye bıraktığı gün. O günü bile ‘O’nla yaşadığı için şükrediyordu. Arkasından baktı, sıktı dişlerini, tıpkı şimdiki gibi…

Hava serinledi birden sanki. Uyuşan ellerini ovuşturdu, ilaç etkisini göstermiş, sakinlemişti. Sessizce yürüdü, karanlıkta kayboldu, hayatının karanlığına…