Ekim, 2011 için arşiv

Aşk köpeklikti…

Yayınlandı: Ekim 30, 2011 / Uncategorized

İçi her zamankinden biraz daha kıpır kıpırdı bizimkinin. Onu görmek bu kadar heyecan veriyor muydu son zamanlarda, bunu düşündü istemsizce. Birine körü körüne bağlanmak nedir deseler, sözlük anlamıydı bu kelimenin. En yakın arkadaşı olan Yiğit de bunun farkındaydı, hal ve gidişat hiç de iç açıcı değildi. Sevmiyordu işte kız, bunu üstelemenin ne anlamı vardı? Zaten Yiğit oldum olası aşktan uzak durur, tek gecelik ilişkilerin her zaman insan tanımak için daha faydalı olduğunu düşünürdü. Birine bağlanmaktansa farklı insanların kokusunu almak tam ona göreydi.

Bağlanmıştı ama bi kere ve aşk tam da bizimkine göreydi. Bazıları aşk için bencillik der. Aşık olunan, aşığın tutsağıdır artık, sadece kendisi için yaşamalıdır aşık olunan ve başka bir seçeneği de yoktur çoğu zaman. Aşk bencillikse bizimkide bu dünyadaki en büyük bencildi.

Ama bilmiyolar ki aşk adamı öyle bir vurur ki, doğan güneş başkadır artık onun için, sokaktaki kediler dosttur ona, açan gül goncaları dert yanılacak birer sırdaş…

Böyle düşünüyordu bizimki. Ve aşk ona göre ulaşılmazdı; ona ulaşmak, göğe ulaşmaktı. Belki de bu yüzden aşkı ondan çok seviyordu. Bu inanılmaz duygunun esiri olmuştu adeta. Tek yol oydu, her sonuç ona çıkıyordu. Ama sevmiyordu işte! Aşk için köpeklerin sahiplerine bağlılıkları gibi bağlanmıştı ona, öl dese ölecekti belki de kim bilir. Ama çıkmaz sokakta kıstırılmış bir cezaevi kaçkını gibi kalmıştı öylece.

Anlamıştı, aşk köpeklikti…

Reklamlar

Rüyamda…

Yayınlandı: Ekim 20, 2011 / Uncategorized

Beni bilirsin, yine aynı saatte girdim yatağa. Rüyamda sen konuktun her zamanki gibi. Çok da güzeldin kırmızı elbisen içinde. Bakıyordun bana o güzel yüzünle. Ben, ben ise uçuyordum adeta seni gördüğüme.
Aniden saatin zırıltısıyla uyandım, seni emanet bıraktım geceye, doğruldum yatakta miskin miskin. Bilirsin işte kahvaltı, traş derken bir de güzel çektim elbiseyi. Beni sana getirecek arabaya bindim her sabah yaptığım gibi. Hafif uyukladım yol boyunca, ve yine sersemlemiş bir suratla açtım gözlerimi gün ışığına. Güneş parlak ve ısıtmıştı günü epeyce.
Sen göründün kapıdan, sanki uyanıkken rüyadaydım. Tokatladım suratımı,yok yok, rüyada değilimdim eminim. Farketmedin bile beni, geçtin gittin usulca, bir kuğu gibi.
İşte böyle başladı günüm. Rüyamda görüşüne kadar hoşçakal…

Yalnızlık üzerine

Yayınlandı: Ekim 13, 2011 / Uncategorized

Yalnızlık üzerine ne kitaplar yazılmıştır, o ne hikayelere konu olmuştur, adına ne şaheserler çekilmiştir kim bilir. Belki de insan yaşamı boyunca en çok dert yandığı, başkalarına en çok sitem ettiği olgudur.

Evet yalnız doğarız ve kalabalıklar içinde hepimiz yalnızızdır aslında. Hayat devam eder ve günü geldiğinde de yalnız ölürüz, kaçarı yoktur adeta. İşte bu acımasız dünyada herkes kendine, kendi gibi, huyu huyuna bir ruh eşi arar. Kimisi bulur, kimisi de yıllarca arar, arar, arar…

Bulursan şanslısın, ama kaybedeceksin onu. Sakın korkma yalnız kalmaktan çünkü korkunun ecele faydası yoktur ve sen ne kadar istemesen de o gün gelip çattığında alacaktır kader onu senin ellerinden. Her başlangıç bir bitiştir aslında. Ve başlangıç sonu hazırlar kendi elleriyle.

O gitti mi yapayalnızsın bu dünyada. Sudan çıkmışa dönersin sonunda. Artık tutacak bir el yoktur ya da dayayacak omuz soğuk kış akşamlarında.

O yüzden bulmuşken onu, bırakmayacaksın, sıkı sıkı sarılacaksın pervasızca. O günü düşüneceksin daha bir sıkacaksın… Gülen yüzünü mıh gibi aklına çakacaksın, lazım olacak nasılsa. O güne hazırlayacaksın kendini, sanki o gün hiç gelmeyecekmişcesine.

Yalnızlıktır aslolan, yalnızlıktır gerçeği bu dünyanın. Ve yalnızsan anlatırlar seni de kendi filminde…

 

Güz…

Yayınlandı: Ekim 9, 2011 / Uncategorized

Mevsim dönüyordu, hava soğuyacak, ağaçlar yapraklarını dökecek ve hüzün şehre hakim olacaktı. Oldum olası sevmezdi güz mevsimini delikanlı. Puslu ve sisli hava ona hep iç karartıcı gelmişti. Belki de hiçbir zaman ‘O’nun olamayaşını hatırlatıyordu kim bilir… Hep bir kaybedilmişlik…

Sanki gök yarılmıştı bu sabah. Sırılsıklam oldu, aldırmadı hiç. Önünden sıçan gibi ıslanmış bir kedi geçti, titriyordu, kendini gördü kedide delikanlı. Islak, çaresiz ve ne yapacağını bilemez.

‘O’nun yokluğuna alışmalıydı artık. ‘O’ yoktu ve olmayacaktı hiçbir zaman. Yürümeliydi ardına bakmadan, durmadan, durursa bir daha başlayamayacağını bilerek. ‘Tek çare’ dedi belli belirsiz, tek çare bu…

Su basmış sokaklarda bir nehirde sürüklenircesine kayboldu delikanlı. Nereye gideceğini bilmeden, hiç olmadığı kadar kararlı… Şehir daha yeni uyanıyordu alacakaranlık sabaha. Yağmur delirmişcesine yağarken…

Beklerim

Yayınlandı: Ekim 6, 2011 / Uncategorized

Beklerim seni, sabahı bekleyen kuşlar gibi,

Beklerim seni, ağladığımı göstermeden, bebekler gibi,

Beklerim seni, bayramı bekleyen çocuklar gibi,

Beklerim, sadece beklerim, ellerini tutacak günü, deliler gibi…

 

Üzülme sakın halime, sende buldum sevinci de hüznü de,

Avuturum kendimi, senli bir fotoğraf yeter de,

Sırf sanadır, sadece sanadır haykırışlarım,

Beklerim, o günü yaşamak için…