Sen gittin ya…

Yayınlandı: Ocak 2, 2012 / Uncategorized

Sen gittin ya, artık tadı yok sevmelerin,

Duygusuz tüm öpüşmeler, sevişmeler…

Sen gittin ya, tutmayacağım kayan yıldızların ardından dilek de.

Teselli etmez beni hiçbir yüz ya da sıcak bir omuz seninki kadar da.

Bana ne ki yeni yıl gelmiş, eskisinden ne gördüm ki, sen gibi.

Sahtekar kış güneşi de ısıtmaz artık beni,

Dedim ya, sende kaldı hayatın tadı,

Gittin,

Bıraktın,

Tutsak ettin senli sensizliğe.

Sen yoksan, ne var ki, hayat ne ki?

Şimdilik

Yayınlandı: Aralık 28, 2011 / Uncategorized

Ne desem boş biliyorum sana. Çılgınlar gibi bağırsam, koşuştursam hikaye. O yüzden susmaya karar verdim, her ne kadar yüreğimin ateşi hala korsa da, susmak bazen tek seçenek kalıyor. Bir gün demiştim ya sana; ‘Sana verdiğim değer, bu dünyadaki değer ölçüsüyle ölçülemez.’ diye. İşte sen bunu göremedin, her ne kadar görüyorum desen de.

Bu yazdıklarımı bir veda olarak algılama sakın, ya da öyle algıla, orası sana kalmış ama şunu bil ki benim için sen, bu dünya yıkılsa dahi, yer yarılsa dahi, aşk denen olgu kendini inkar etse dahi, evet sen benim hayatımın anlamı olacaksın…

Dünya büyükse benim sevdam daha büyüktür. Bu hayat bana bu saatten sonra ne kadar zulüm ederse etsin, seni bana verdi ya, o zulüm bana cennettir. Bu cennet bana en büyük armağandır sunulan.

Cennetimin sultanı…

Hoşçakal…

Şimdilik…

 

Sakın unutma diye…

Yayınlandı: Aralık 2, 2011 / Uncategorized

Korkumsun sen benim; dayanamazsam, tutamazsam kendimi,

Sakın şaşırma…

Tutkumsun sen benim; delirirsem, kaybedersem kendimi,

Sakın gülme…

Coşkumsun sen benim; bağırıp çağırırsam, haykırsam adını,

Sakın utanma…

Hüznümsün sen benim; akarsa gözyaşlarım, silemezsen elinle,

Sakın kederlenme…

Hayatımsın sen benim; bıraktım sana ömrümü, mutlu ol diye,

Sakın vazgeçme…

Hayatımın yeni sahibi,

Sakın unutma…

 

 

Neden mi?

Yayınlandı: Kasım 28, 2011 / Uncategorized

Neden sevdim seni, durdum düşündüm.

Gözlerindi belki,

Belki uzaktan seni gördüğümdeki heyecanım,

Yaklaştıkça artan kalp atışım.

Komik gelecek belki sana ama, bana çapkın gülüşün.

Ya da güneşli bir günde, ama öyle böyle güneşli değil,

Güneşi kıskandıracak kadar yüreğimi yakışın.

Ne biliyim belki saçmalıyorum, belki diyeceksin ki,

Sen beni sevmedin, bu kadar kolay olamaz sevmeler,

Bu kadar kolay canım benim, bu kadar derin.

Ve okyanusun kadar sonsuz…

Ama sen beni sevmiyor bil yine de.

Ben burdan yazmaya devam ederim nasılsa.

İçime atmam, merak etme, üzülmüyorum da.

Seni sevmek tün yaralarımı iyileştiriyor her nasılsa.

Tek bir şey ister bu gönül…

Sen mutlu ol, ben olmasam da…

 

 

 

Seveceksin…

Yayınlandı: Kasım 17, 2011 / Uncategorized

Seveceksin ama bağlanmayacaksın,

Acı verecek sana bu, tutacaksın kendini.

Gün gelecek, unutman gerekecek,

Unutacaksın…

Yüreğini kanatacak, tuz basacaksın ki,

Daha da acıtsın canını, hissedeceksin.

Hissedeceksin ki yeniden sevesin dünyayı.

Sonra yeniden gün doğacak,

Yeniden seveceksin, ta ki yeniden kanatana kadar birisi.

Umut edeceksin, bulana kadar seni sen yapanı…

Sevmenin tadını alacaksın, manyağı olacaksın adeta.

Seveceksin ama bağlanmayacaksın…

Hayatın anlamı…

Yayınlandı: Kasım 8, 2011 / Uncategorized

Hava kararmıştı, gündüz kendini olanca cömertliğiyle sergileyen güneş başka diyarlara göçmüştü. Kuşlar pencere kenarlarındaki yuvalarına çekilmişti, yavrularını besliyorlardı anneler, getirdikleri kırıntılarla.
Hayatın sundukları her zaman cömert olmuyordu belki de. Belki de insan elindekiyle yetinmeyi bilmiyordu kim bilir. Bunları düşündü delikanlı, sonra parlak yıldızlara dikti gözünü. Sonsuzluğa karşın her şeyin bir sonu olduğunu biliyordu. Bu ne olursa olsun, ister aşk ya da başka birşey. Ama yaman bir çelişki.
Ömrün sonuna her doğan gün yaklaşırken insanoğlu, o gün hiç gelmeyecekmiş gibi yaşıyor, bu nedenden dolayıdır ki her gece başını yastığa koyarken düşünmeden edemiyor gün içinde olanları.Filozof mu oluyordu bizimkisi sonunda?
Hep keşkelerle yaşamak, yaşamaların en beteri bizim filozof delikanlıya göre. Yalnızlık ona çok şey öğretti sanırım. Bizim delikanlı çok sallamıyor artık politik sorunları. O sadece kendisi için yaşıyor, en azından yaşamaya çalışıyor. Yanlış yollara sapsa da dönmesini biliyor ne kadar geç de olsa. Olsun, kendi seçti ya yolunu, sorun değil dönmek, yeter ki dönebilmesini bilsin insan. Amacım tanıtmak değil onu, ama bilin siz yine de diye söylüyorum. Seviyor sadece seviliyorsa tabii. Koşulsuz sevmek yavrusunu seven annenin işi, bunu biliyor artık.
Delikanlı elini kalbinin üzerine koydu, atıyordu güm güm. Yaşıyordu işte her şeye rağmen ve şükretti buna. Siz de şükredin diye paylaşmamı istedi burdan. Aldığın nefesi, son nefesinmiş gibi al ki sonra pişman olma ey insanoğlu…

Aşk köpeklikti…

Yayınlandı: Ekim 30, 2011 / Uncategorized

İçi her zamankinden biraz daha kıpır kıpırdı bizimkinin. Onu görmek bu kadar heyecan veriyor muydu son zamanlarda, bunu düşündü istemsizce. Birine körü körüne bağlanmak nedir deseler, sözlük anlamıydı bu kelimenin. En yakın arkadaşı olan Yiğit de bunun farkındaydı, hal ve gidişat hiç de iç açıcı değildi. Sevmiyordu işte kız, bunu üstelemenin ne anlamı vardı? Zaten Yiğit oldum olası aşktan uzak durur, tek gecelik ilişkilerin her zaman insan tanımak için daha faydalı olduğunu düşünürdü. Birine bağlanmaktansa farklı insanların kokusunu almak tam ona göreydi.

Bağlanmıştı ama bi kere ve aşk tam da bizimkine göreydi. Bazıları aşk için bencillik der. Aşık olunan, aşığın tutsağıdır artık, sadece kendisi için yaşamalıdır aşık olunan ve başka bir seçeneği de yoktur çoğu zaman. Aşk bencillikse bizimkide bu dünyadaki en büyük bencildi.

Ama bilmiyolar ki aşk adamı öyle bir vurur ki, doğan güneş başkadır artık onun için, sokaktaki kediler dosttur ona, açan gül goncaları dert yanılacak birer sırdaş…

Böyle düşünüyordu bizimki. Ve aşk ona göre ulaşılmazdı; ona ulaşmak, göğe ulaşmaktı. Belki de bu yüzden aşkı ondan çok seviyordu. Bu inanılmaz duygunun esiri olmuştu adeta. Tek yol oydu, her sonuç ona çıkıyordu. Ama sevmiyordu işte! Aşk için köpeklerin sahiplerine bağlılıkları gibi bağlanmıştı ona, öl dese ölecekti belki de kim bilir. Ama çıkmaz sokakta kıstırılmış bir cezaevi kaçkını gibi kalmıştı öylece.

Anlamıştı, aşk köpeklikti…